| Kurallar Oyun Ziyaretçi D. Haberler Hatimler Kuran Oku Kuran Dinle BOYKOT Mesajlar |
|
www.sor-bul.com |
![]() |
|
|||||||||
| Namaz Namaz dinin direğidir, terk eden dinini yıkmış olur. [Beyhakî] |
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#1 | ||||||||||||||||||||||||
![]()
|
GÖZÜMÜZÜN NURU NAMAZ
Efendimiz (s.a.v.)'irı risaletinden Mekke müşriklerinin dinini reddeden, onların putlarını inkar eden az sayıda kimseler bulunmaktaydı. Putları ve putperestliği reddeden bu insanlar, 'a inanmalarına rağmen 'ın hoşnutluğu için nasıl İbadet edeceklerini bilmiyorlardı. Zeyd b. Amr b. Nüfeyl “Ya Rabbi hangi yönün Senin için sevgili olduğunu bilemiyorum!” diyerek elinin içine secde ederken, bir diğeri ise yerde yuvarlanarak “Rabbim, Sana nasıl ibadet edileceğini bir biiebilseydim” sözleriyle 'a yakarıyordu.İslam tarihinde okuduğumuz bu gibi olaylar. birçoklarımızın yeterince anlayamadığı, anlıyamayacağı olaylardır. Çünkü bizler bunu yaşamadık!. 'a iman eden müminleri hüzünle ağlatan, yerlerde yuvarlayan bu bilinmezlik boşluğunu hiç görmedik. Nitekim bu yokluğun acısını tadmadığımız için, varlığın kıymetini de yeterince bilemedik.Bu müminlerin durumunu biraz anhyabilmek için. kendimizi bir an onların yerine koymamız gerekecektir. Putperest bir toplumda yaşamamıza rağmen temiz fıtratın bir gereği olarak bütün alemlerin yegane yaratıcısı olan 'a inanacağız. Hem aklımızla, hem kalbimizle, hem dilimizle “ vardır. V i vardır..” diyerek haykırmamıza rağmen. için ne yapacağımızı, 'a nasıl ibadet edeceğimizi bilmeyecek, bilemeyeceğiz!. 'ı hoşnut edebilmek gibi bir gayeleri olmayan, “İnandık” diyerek cennete giriverceğini zanneden şaşkınlar için. belki rahat bir durumdur bu!.Ancak kendilerini ve bütün alemleri yaratan (c.c.)'ı hoşnut etmek isteyen müminler için, bu duruma katlanmak, bu duruma katlanabilmek oldukça zordur. 'a inanmak. 'ı sevmek fakat için bir şey yapamamak!. Gerçekten zor, katlanılması çok zor bir durumdur bu. 'ı hoşnut etmek isteyen müminleri, çaresizlik içinde yerlerde yuvarlayacak bir boşluktur bu..Nitekim dayanılması zor olan bu durumu yaşayarak elinin içine secde eden veya yerde yuvarlanan o müminlere “Size 'ın en çok sevdiği ameli haber verelim mi?” diye sorsaydık, hiç şüphesiz ki yuvalarından fırlayan gözleriyle bizlere bakacaklar ve yavrusunu kaybeden anaların yakarışıyla “Söyle can, söyle kurban!” diyeceklerdi.İşte bu güzel soruyu Efendimiz (s.a.v.)'e, kendisi ve bizler adına Abdullah İbn-i Mesud soruyor, İbn-i Mesud (r.a.) şöyle dedi. Peygamber (s.a.v.)'e “ 'ın en çok sevdiği amel hangisidir?” diye sordum.Vaktinde kılınan namaz, karşılığında bulundu. “Sonra hangisi?” dedim. Peygamber (s.a.v.); “Ebeveyne (anne-babaya) iyi muamele etmek,” cevabını verdi. “Sonra hangisi?” sorusuna da; “Allak yolunda cihad,” buyurdu. Bu kadar söyledi. Daha sorsaydım söyleyecekti.” [24] Resulullah (s.a.v.)'in verdiği eevaplar, gerçekten düşünmemiz gereken cevaplardır. Çünkü 'ı hoşnut etmek isteyen bütün kardeşlerimize “ için ne yapmak istersin?” sorusunu sorsak, birçok kardeşimiz “Tağutlan yıkmak. İslam'ı hakim kılmak” cevabını vereceklerdir. Hiç şüphesiz ki güzel bir özlem ve güzel bir cevaptır bu. Ancak 'a en sevgili gelen amel, yukarıdaki hadis-i şerifte de belirtildiği gibi vaktinde kılınan namazdır. Dolasıyla “ için ne yapmak istersin?” sorusuyla karşılaştığımız zaman, vermemiz gereken en güzel cevap “ için gereği gibi namaz kılmak” olmalıdır.Belki bazılarımıza göre bu cevap, basit veya sıradan bir cevap gibi gözükecektir. Hatta bazıları bu cevabı veren genç kardeşimize bakarak “Namazı babam da kılıyor. Sen ne yapmak istersin, onu söyle?” diyeceklerdir. Namaza karşı böylesi yaklaşımların önemli bir nedeni, yaşadığımız toplumda namaz eyleminin iğdiş edilmesidir. Tağuta kulluk yapan birçok kimse, günümüz camilerine gelmekte ve namaza durmaktadır. Hiç şüphesiz ki bunların kıldıkları veya kıldık sandıkları namazı dikkate alarak, namaz eylemini değerlendirenleyiz. Bazı sapıklar tarafından içki sofralarına meze yapılan zeytin, peynir gibi nimetlere bakarak, bu nimetlere karşı nasıl ki menfi bir tavır koymuyorsak, bu şaşkınların kıldıkları namaza bakarak da, namaz eylemine karşı olumsuz veya hafif bir yaklaşımda bulunmamamız gerekir. Müslümanların en önemli eylemi olan namaza, düşünmeye gerek duymayan bir taklitçi gibi yaklaşmak, müs-lümanlan namazın hakikatinden uzaklaştıracaktır. Namaz nedir? Neden kılınmalıdır? Nasıl kılınmalıdır?. gibi sorular, bu konuda cevaplanması gereken sorulardır. Namaz eylemi, hiç şüphesiz ki dıştan gözüktüğü gibi salt hareketlerden kaynaklanan bir eylem değildir. Şayet böyle bir eylem olsaydı, namaz kılmak birçok insana zor gelmezdi. Üç-beş kilo zayıflayabilmek için aylarca kültür fizik yapan kimseler, gayet kolay bir şekilde namaz da kılabilirlerdi. Ancak bıkmadan, usanmadan kültür fizik yapan birçok kimseyi namaza davet ettiğiniz zaman motoru kilitlenmiş araba gibi durmaktalar ve biraz düşündükten sonra. “Namaz kılmak zor.”, demektedirler!. Bu sözü kendilerine göre değerlendiren müslümanlar ise hemen bu söze karşı çıkarak, namaz kılmanın kolaylığından bahsetmektedirler. Oysa bu insanların söyledikleri söz, kendilerine göre doğru bir sözdür. Namaz kılmak, namaz kılabilmek, bu insanlar için gerçekten zor, çok zor bir eylemdir. Eylemin zorluğu, eylemde yapılan fiziki hareketler değil, eylemin keyfiyetidir. Mesela baş sallamak, fiziki olarak gayet kolay bir eylemdir. Ancak bir merciye karşı teslim olmak anlamına gelen baş sallamak, birçok insana zor gelen bir eylemdir. Buradaki zorluk, yukarıda da belirttiğimiz gibi eylemin fiziki yönü değil, eylemin bizatihi keyfiyetidir.. Namaz kılmak veya namaza başlamak İse, bambaşka bir eylemdir. Yeryüzünde dik yürüyen, hiç kimse ve hiçbir merci karşısında eğilmekten yana olmayan insan nefsinin, insan benliğinin, bütün şeytani vesveselere rağmen Yaratıcıya teslim olması, O'nun huzurunda 'eğilmesi ve secdeye kapanmasıdır. Nitekim İslam'ın rahmet iklimini teneffüs etmeyen bütün insanlara zor gelen, zor gözüken, namazın bu vechesidir. Namazın hakikatini içeren bu keyfiyeti gözetmeden namaz kılmak veya namaz kılıyor gözükmek, tabi ki zor bir eylem değildir. Müslüman bir işadamının yanına giren bazı işçilerin, patronun rızasını gözeterek namaz kılmaları, bu insanlara isteyerek kılacakları gerçek namaz gibi zor gelmemektedir. Çünkü münafıklar bile, bu şekilde namaz kılmaktadırlar. Nitekim İslam'ın devlet olduğu Medine döneminde dünyevi menfaatler için namaza katılan münafıklar, bu namazlarını iç ve dış teslimiyeti ile değil, sadece dış görüntüleriyle yerine getiriyorlardı. Kur'an'ı Kerim münafıkların bu durumunu bizlere şu ayet-i kerimelerle bildiriyor.. “Gerçek şu ki, münafıklar (sözde), 'ı aldatmaktadırlar. Oysa O, onları aldatandır. Namaza kalktıkları zaman, isteksizce kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar ve 'ı ancak çok az anarlar. Arada bocalayıp dururlar. Ne onlarla, ne bunlarla. Rabbim kimi saptırırsa, artık sen ona yol bulamazsın.” [25]Dünyevi menfaatler için namaza kalkan bu münafık-larjn yamsıra değişik nedenlerle insanlara gösteriş yapmak için namaz kılanlar da bulunmaktadır. Tabi ki böylesi namazlar, Rabbimizin katında makbul olan namazlar değildir. Nitekim şanı yüce Rabbimiz bu kimselerden müjdeyle değil, tehditle bahsetmektedir. “İşte (şu) namaz kılanların vay haline, Ki onlar, namazlarında yanılgıdadırlar. “Onlar gösteriş yapmaktadırlar.” [26] Dolasıyla namaz konusunda bu gibi sapıklardan ibret, asr-ı saadet dönemi müslümanlarından ise örnek almalıyız. Çünkü bizler için gerçek namaz, asr-ı saadet dönemindeki müslümanların kıldıkları namaz olup bizleri arındıracak ve diriltecek keyfiyete sahip bir eylemdir. Gayrimüslimlere zor gelen böylesi namaz, gerçek müminlere kolay ve hatta sevgili gelmektedir. Nitekim Efendimiz (s.a.v.) bir hadis-i şerifinde “Bana dünyada üç şey sevdirildi. Güzel koku, güzel kadın ve gözümün nuru namaz” buyurmaktadır. Peki aynaya bakarak kendimize soralım. Bizlere dünyadan kaç şey sevdirildi? Muttaki kabul ettiğimiz müslümanlar için bu rakam otuzüç ise, diğerleri için herhalde üçyüzotuzüçtür!. Ve yine soralım kendimize, şu an bize sevgili gelen otuzüç veya üçyüzotuzüç şeyin arasında namaz var mı? Namazı da seviyor muyuz? Namazımızı da severek ve sevinerek kılıyoruz muyuz? Bu sorulara gönül rahatlığı ve mutmainliği ile olumlu cevaplar veremiyorsak, namaz meselesini ve kıldığımız namazı yeniden düşünmemiz gerekir. Namazın hakikatini anlıyabilmemiz için neden namaz kıldığımızı ve namazla ilgili diğer soruları tekrar tekrar düşünmemiz gerekir. Evet, neden namaz kılıyoruz? Gerçi bu soruya verilebilecek genel bir cevap vardır., “ (c.c.) namazı farz kıldığı için.”Peki neden farz kıldı? Kendi zatı için mi, yoksa bizler için mi? Elbetteki kendi zatı İçin değil. Nitekim Kur'an'ı Kerim, bu önemli sorumuza bizlerle ilgili olarak şu cevabı yermektedir. “Sana Kitab'tan vahyedüeni oku ve namazı dosdoğru kıl. Gerçekten namaz, çirkince utanmazlıklardan ve kötülüklerden vazgeçirir. 'ı zikretmek ise muhakkak en büyükdbadetjtür, , yapmakta olduklarınızı bilmektedir.” [27]Namaz kılmak veya gereği gibi namaz kılabilmek, namaz kılan insanları kötülüklerden uzaklaştırmaktadır. Çünkü hem namaz kılmak ve hem de birçok kötülüğe birlikte yö'nelebilmek mümkün değildir. Namaz kılan bir insan kötülüklere karşı mukavemet kazandığı gibi. kötülüğün gerçek veçhesini daha açık görerek, namazla birlikte bu kötülükleri kendisine yakıştırmaz, yakıştıramaz. Mesela içki içmek, namaz kılmayan bir insan için her an işlenebilecek bir cürüm olmasına rağmen, namaz kılan ve kıldığı namaza değer veren bir insan için mümkün değildir. Gereği gibi kılınan namaz insanı kötülüklerden uzaklaştırdığı gibi, insanı iyi ve güzel fiillere de yaklaştırır. Nitekim Şuayb (a.s.)'ın kavmini hakka davet etmesi, kötülüklerden nehyedip, iyilikleri emretmesi namazla bütünleşen bir fiildir.. “Dediler ki: “Ey Şuayb, atalarımızın taptığı şeyleri bırakmamızı ya da mallarımız konusunda dilediğimiz gibi davranmaktan vazgeçmemişi senin namazın mı emrediyor? Çünkü sen, gerçekte yumuşak huylu, aklı başında (reşid bir adam)sın.” [28] Meselenin bir yönü namaz kılan insanın kötülüklerden uzaklaşması olduğu gibi. diğer yönü de birçok kötülüğün, gereği gibi namaz kılan insandan uzaklaşmasıdır. Efendimiz (s.a.v.). bu duruma şu hadis-i şerifi ile işaret etmektedir.. Rebia b. Rab el Eşlemi (r.a.)den.. Geceleyin Peygamber (s.a.v.)in yanında bulunurdum. Ona abdest almak için su ve diğer ihtiyaçlarım sağlardım da bana; “Dile, istediğini işte!” buyurdu. “Cennette arkadaşlığını dilerim,” dedim. “Bundan başka bir şey istemiyor musun?” diye sordu. İstediğim bundan ibarettir, karşılığını verdim. Peygamber (s.a.v.); “Çok çok secde etmek, yani namaz kılmak suretiyle kendinden kötülükleri uzaklaştırıp, hayrı celbet,ek suretiyle bana yardımda bulun,” dedi. [29] Rebia b. Kab el Eşlemi (r.a.)'in yerinde biz olsaydık acaba aynı şekilde mi davranırdık? Efendimiz (s.a.v.)'den cennet arkadaşlığını diledikten sonra “Bundan başka bir şey istemiyor musun?” sorusuna da aynı cevabı mı verirdik? Yoksa!. “Ya Resulullah! Bundan başka şunu, şunu, şunu, sonra efendime söyleyim bir de şunları istiyoruz.” mu derdik? Oysa ne istediğini bilen ve istediğinin ne anlama geldiğini idrak eden müminin verdiği cevap çok açıktır. “İstediğim bundan ibarettir. Bundan başka isteğim, bundan başka dileğim yoktur..” İşte gerçek bir dava adamı, gerçek bir idealist!. “Her yiğidin gönlünde bir aslan yatar” sözüne göre, gönlündeki biricik aslanı, biricik ideali ifade eden bir yiğit!. Günümüzdeki birçok yiğidin gönülleri ise adeta hayvanat bahçesi gibi! Bunların gönüllerinde hem aslanlar yatmakta, hem kediler miyavlamakta, hem köpekler havlamaktadır! Oysa teke indirilerek uğrunda mücadele verilen idealler, gerçekleşme olasılığı en yüksek ideallerdir. Zikrettiğimiz hadis-i şerifteki Efendimiz (s.a.v.)'in Rebia b. Kab el Eslemi'ye; “Çok çok secde etmek, yani namaz kılmak suretiyle kendinden kötülükleri uzaklaştırıp, hayrı celbetmek suretiyle bana yardımda bulun.” buyruğu, bizlere namazın önemli bir fonksiyonunu beyan etmektedir. Gereği gibi namaz kılan müslümanlardan Rabbimizin lutfuyla (bu müslümanların güç yetiremeyecekleri) bazı kötülükler uzaklaştığı gibi, bu müslümanlara hayır ve rahmet de yaklaşmaktadır. Nitekim 'tan hayır, rahmet ve yardım dilemek, namazla bütünleşen, namazla gerçekleşen. eylemlerdir. Alemlerin Rabbi olan (c.c.)'ın yardımına muhatap olmanın en kısa ve en mükemmel yolu, sabırla ve namazla yardım dilemektir. “Sabır ve namazla yardım dileyin. Bu, şüphesiz içi saygıyla Ürperenlerin dışında kalanlar için bir ağırlıktır.” [30] “Ey iman edenler, sabırla ve namazla yardım dileyin. Gerçekten , sabredenlerle beraberdir.” [31]Namaza durmak, (c.c.)'dan namazda yardım dilemek, 'a müracaatın. 'a yakınlaşmanın en mükemmel yoludur. Sosyal yaşantılarında 'tan uzaklaşarak 'tan yardım dileyenlerin durumu ile, her namazda 'ın huzuruna çıkıp, bizatihi müracaat ederek yardım isteyenlerin durumu hiç şüphesiz ki aynı değildir.Gereği gibi namaz kılmamızın diğer önemli bir nedeni ise arınmamız, arınabiimemiz içindir. Hele ki küfrün ve şirkin yaygınlaştığı böyle bir toplumda yaşıyorsak, sadece ve sadece gereği gibi kılacağımız namazlar ile arınabiimemiz mümkündür. Nitekim Resulullah (s.a.v.), meselenin bu yönünü çok açık bir örnekle dile getirmektedir.. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu. “Söyleyin bana? Kapısı önünden bir nehir geçip de günde beş defa bu nehirde yıkanan kişinin üstünde kir kalır mı?” “Hayır asla kalmaz,” dediler. Peygamber (s.a.v); “İşte beş vakit namazın misali budur. (gereği gibi kılınan) bu namazlar yüzünden (kebairden başka) bütün günahları siler, yok eder.” .buyurdu. [32]Bazı kimseler yaşanılan topluma bakarak şunu söyleyebilirler.. Birçok insan namaz kılmasına rağmen, ne kötülüklerden uzaklaşıyorlar ve ne de arınıyorlar? O halde mesele namaz kılmakla ilgili değil!.. Bu sözü kabul edemeyiz. Çünkü mesele namaz kılmakla, gereği gibi namaz kılabilmekle ilgilidir. Hiçbir insan "Ben gereği gibi namaz kılmama rağmen namazla ilgili bu İlahi vaadlere muhatap olmadım!” diyemez. Şayet namaz kılmasına rağmen bu vaadlerle karşılaşmıyorsa, bu İlahi va-adlerden değil, kıldığı namazdan kuşku duymalıdır. Namazı gereği gibi kılıp-kılmadığına tekrar tekrar dikkat etmelidir.. Peki gereği gibi namaz kılmak ne demektir? Namazı gereği gibi nasıl kılabileceğiz? Namazın öncelikli şartı, sadece ve sadece için kılınmasıdır. Bir insanın sadece karısını-kocasını, annesini-babasını veya işverenini memnun etmek veya sadece dünyevi menfaatlere ulaşabilmek için kıldığı namaz, Rabbimiz katında makbul değildir. Gerçi için namaza başlayan herhangi bir İnsan, kendisinin namaza başlamasını arzu eden annesini, babasını veya kocasını da memnun etmek isteyebilir. Burada dikkat edilmesi gereken husus, kişinin namaz kılmasına öncelikii ve görkemli nedenin için olmasıdır. Zaten o insanı namaza davet eden müslümanlar da, o insanın kendileri için değil, için namaz kılmalarını istemektedirler. Çünkü namaz. Kuram Kerim'de de beyan edildiği gibi sadece için yapılması gereken bir eylemdir..“De ki: “Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, dirimim ve ölümüm alemlerin Rabbi olan 'ındır.” [33]“Şu halde Rabbin için namaz kıl ve kurban kes.” [34] Herhangi bir işverenin yanında çalışan isçi, işvereni kendisine “Namaz kıl” dediği zaman namaz kılıyor, “Namazı terkedip. şu işleri yap” dediği zaman, namazı terkedebiliyorsa. bu kişinin namazı için değildir.Çünkü için kılınması gereken ve sadece için kılınan namazlarda bir başkasına böyle bir bağımlılık olmadığı gibi, süreklilik de vardır.“Rabbim, beni namazı(nda) sürekli olan kıl, soyumdan olanları da. Rabbimiz, duamı kabul buyur.” [35] “Nerede olursam (olayım,) beni kutlu kıldı ve hayat sürdüğüm müddetçe, bana namazı ve zekatı vasiyet (eınr) etti.” [36] “Ancak namaz kılanlar hariç; “Ki onlar, namazlarında süreklidirler.” [37] Ayet-i kerimelerde de işaret edildiği gibi sürekli cennet için, sürekli ameller makbul olmaktadır. En hayırlı amel olan namazın sürekliliği ise, hiç kuşkusuz vazgeçilemeyecek bîr sürekliliktir. Namazın vaktinde kılınması İse dikkat edilmesi gereken bir diğer husustur. Çünkü namaz, vakitleri belirlenmiş bir farzdır. Sevdiğiniz birisi kapıyı çalınca, nasıl ki fazla gecikmeden kapıyı açıyorsanız, namaz vakti girince de (haklı mazeretler dışında) namazı fazla bekletmeden kılmanız gerekmektedir. Şanı yüce Rabbimiz namaz kılarken sesimizi ne fazla yükseltmemizi ve ne de fazla kısmamızı istemektedir. “De ki: “ ' diye çağırın, “Rahman” diye çağırırı, ne ile çağırırsanız; sonunda en güzel isimler O'nundur.” Namazında, sesini çok yükseltme, onda çok da kısma, bu ikisi arasında (orta) bir yol benimse.” [38]Namazda sesin fazla yükseltilmesi, yanımızda namaz kılan diğer kimselerin dikkatini çekip, tedirgin edebileceğinden bundan menedilmekteyiz. Sesin fazla kısılmaması ise hikmetinden şüphem olmamakla birlikte benim yeterince anlayabildiğim bir husus değildir. Sesimizi ne kadar kısarsak kısalım, Semi yani herşeyi hakkıyle işiten Rabbimizin bu kısık sesi de işitebileceğimizden bir kuşkumuz yoktur. O halde sesin fazia kısılmaması, bizlerle ilgili bir hadisedir. Ayetleri içimizden okuyarak, namazı sadece iç dünyamızla değil, orta bir sesle okuyarak dilimizi ve kulağımızı da namaza dahil etmemiz, namazı iç ve dış bütünlüğümüzle kılmamız ınurad edilmiş olabilir. “Namazın nerede kılınacağı?” ise günümüzde bazı ihtilaflara neden olmaktadır. Namazın nerede kılınacağı sorusuna yaşadığımız toplumdaki İnsanlar tarafından “Hiç şüphesiz ki öncelikle camilerde” şeklinde bir cevap verilmektedir. İslam'ın hakim olduğu ülkeler için doğru olan bu cevap, İslam'ın hakim olmadığı diğer ülkelerde tartışılması gereken bir cevaptır; Herhangi bir ülkede İslam hakim olmamasına rağmen camiler ve mescidier müslümanların tasarrufunda ise bu ülkelerdeki cami ve mescidier, hiç şüphesiz ki müslümanların camileri ve mescidleridir. Ancak herhangi bir ülkede İslam'ın hakimiyetini reddeden siyasi otoriteler tarafından camiler ve mescidîer işgal edilmiş ve bu camilerde reddedilmesi gereken küfri rejimlere peşkeş çekiliyor ve küfür devletinin maslahatları gözetiliyorsa, İslam'ın hakimiyetinde olmayan bu camiler ve mescidler müslümanların değildir. Böylesi yerlerde resmi ideolojiyi benimsemiş olan namaz kıldırma memurlarının arkasında namaza durabilmek, namazına değer veren müslümanlar için mümkün değildir. Çünkü herhangi bir İmama tabi olarak namaza durmamız demek, namazımızı o imama teslim etmemiz demektir. Kaldı ki dünyalarını ve ahiretlerini küfür rejimlerine teslim eden namaz kıldırma memurlarına, değil namazımızı, abdest ibriğimizi bile teslim edemeyiz. Çünkü bir mu min olarak namazımıza değer vermekle ve namazımızı korumakla mükellefiz.. “Namazı ve orta namazını (üstlerine düşerek, titizlik göstererek) koruyu ve 'a gönülden boyun eğiciler olarak (namaza) durun.” [39]“Onlar, namazlarını da (titizlikle) koruyanlardır.” [40] Günümüzde namazı korumak, ne yazık ki böylesi namaz kıldırma memurlarından da korumak anlamına gelmektedir. Böylesi cemaatlere dahil olduğumuz zaman, bu memurların verdiği vaaz, hutbe ve nasihatlerdeki batıl görüşlere ya cemaat içinde başkaldırmamız veya hemen cemaati terketmemiz gerekmektedir. Çünkü batıl bir söz karşısında itirazsız bir şekilde oturma, oturan kimseleri o cemaate ve o söze dahil edecektir. Oysa Efendimiz (s.a.v.) böylesi mescidlerde cemaatlere dahil olmak değil, bu cemaatlerin önüne geçip, bunlara namaz kıldırmayı bile kabul etmemiştir. “Sen bunun (böyle bir mescidin) içinde hiçbir zaman durma. Daha ilk gününden takva temeli üzerine kurulan mescid, senin bunda (namaza ve diğer işlere) durmana daha. uygundur. Onda, arınmayı içien-arzulayan adamlar vardır. arınanları sever.” [41]Ancak müstevliler tarafından işgal edilen topraklarda dahi “Yeryüzü 'ın mescididir” prensibi istikametinde müslümanlar nasıl namaz kılabiliyorlarsa, günümüzdeki müslümanlar da böylesi yerlerde münferid olarak namaz kılabilmektedirler. Fakat yine de evlerimizi ve işyerlerimizi birer mescid durumuna getirmemiz, namazımızı buralarda kılmamız, Kuranı Kerime göre ilk tercihimiz olmalıdır.,“Musa ve kardeşine (şöyle) vahy ettik: “Mısır'da kavminiz için evler hazırlayın, evlerinizi namaz kılınan yerler yapın ve namazı dosdoğru kılın. Müminleri de müjdele.” [42] Namazı terketme veya terkedebilme, müslümanlar için mümkün değildir. Bacılarımızın muayyen günleri gibi bazı istisnai durumlar hariç olmak üzere, bir müslümanm namazı terketmesine hiçbir haklı mazereti yoktur. Çünkü Kuran ve sünnete göre hastalık, seferilik veya savaş halinde dahi namazı terketmek değil, namazı hafifletmek, kısaltmak veya cemetmek vardır. “Yeryüzünde adım attığınızda (savaşa çıktığınızda), kafirlerin size bir kötülük yapmalarından korkarsanız, namazı kısaltmanızda sizin için bir sakınca yoktur. Şüphesiz kafirler, sizin apaçık düşmanlannızdır.” [43] Ticaret veya atış-veriş İse namazı terketmek için kesinlikle mazeret değildir.. “(Öyle) Adamlar ki, ne ticaret, ne de ahşueriş onları 'ı zikretmekten, dosdoğru namazı kılmaktan ve zekatı vermekten 'tutkuya kaptırıp alıkoymaz”; onlar, kalplerin ve gözlerin inkılaba uğrayacağı (dehşetden allak bullak olacağı) günden korkarlar.” [44]Şanı yüce Rabbimiz içki yasağıyla ilgili ayet-i kerimeler nazil olmadan önce, sarhoş veya cünüb iken namaza yaklaşılmamasıyla ilgili olarak şunları buyurmaktadır.. “Ey iman edenler, sarhoş iken, ne dediğinizi bitinceye ve cünüb iken de yolculukta olmanız hariç gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta veya yolculukta, iseniz ya da biriniz ayak yolundan !hacet yerinden) gelmişseniz yahud. kadınlara dokunmuş da su bulamamıştanız, bu durumda, temiz bir toprakla teyemmüm edin, (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz, , bağışlayandır, esirgeyendir.” [45]Bu ayet-i kerimeye dikkat edilirse sarhoşlarla ilgili olarak “Ne dediğinizi bitinceye kadar namaza yaklaşmayın” buyurulmaktadır. Ne dediğinizi bilinceye kadar!. Ne gariptir ki günümüz toplumlarında sarhoş olmamalarına rağmen namazlarında ne dediklerinin bilincinde olmayan milyonlarca insan bulunmaktadır. Peki ne yapalım? Namazda ne dediklerini bilmeyen bu insanlara “Ne dediğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın!” mı diyelim? İçki sarhoşu değil, cehalet ve batıl propaganda baygını olan bu insanlara hiç şüphesiz ki “Namaza yaklaşmayın” diyemeyiz. diyemeyiz ama, hiç olmazsa namazda ne dediklerini bilerek, öğrenerek biraz ayılsınlar. Kimin huzurunda durduklarını. Kime ne söylediklerini bilerek, dikkate alarak biraz kendilerine gelsinler. Nitekim namazı dosdoğru kılmak ve namazdan gafil olmamak ancak böyle mümkün olabilecektir. Namazda huşu içinde olmak ise günümüz müsiümanlarına anlatılması en zor meselelerden birisidir. Çünkü bu mesele sadece akli olarak değil, aynı zamanda kalbi olarak anlaşılacak, hissedilecek bir meseledir. Gerçi namazda huşu içinde olabilmek için, namazla ilgili olarak fazladan bir şey yapmamıza hiç gerek yoktur. Önemli olan namazı gereği gibi kılmak ve eylemin idrakine varmaktır. Nitekim namazda huşu içinde olmak, bazı özel kişilerin değil, bütün müminlerin genel bir vasfıdır. “Onlar namazlarında huşu içinde olanlardır.” [46] Namazda huşu içinde olmak sadece bilgi ile gerçekleşebilecek bir şey değildir. Çünkü meselenin bilgi yönü. namaz kılan insanın kimin huzurunda durduğunu, kime ne söylediğini bilmesi olup, birçok insan bu bilgiden yoksun değildir. Mesela namaz kılan binlerce insana “Namaz kılarken kimin huzurunda duruyorsunuz?” sorusu yöneltilse, hepsinden ortak bir ses, ortak bir cevap yükselecektir. Tabi ki 'ın huzurunda duruyoruz!.Bu cevabı veren binlerce kişiden, acaba kaç kişi verdiği bu cevabın idrakindedir? Acaba kaç kişi, 'ın huzurunda durmanın ne anlama geldiğini biliyor ve bu bilinci hissediyordur?İşte bu sorulara ne yazık ki olumlu cevaplar veremeyiz. Müdürünün, patronunun, hocasının, şeyhinin, üstadının huzuruna girerken heyecanlanabilen, kendisine çeki düzen veren nice insan. 'ın huzuruna paldır küldür girebilmektedir!.Oysa bilerek, idrak ederek, hissederek 'ın huzuruna girmek, o huzura çıkabilmek böyle değildir. 'ın huzuruna çıkmanın ne anlama geldiğini biraz olsun anlıyabilmemiz için daha önce verdiğimiz bir örneği tekrarlıyarak kendimize şu soruyu sormamız gerekir.Herhangi birimizin evine Resulullah (s.a.v.) misafir olsa. Efendimiz (s.a.v.)'in bulunduğu odaya nasıl gireriz? Odanın kapısına nasıl yaklaşır ve kapının tokmağını çevirirken neler hissederiz? Hiç şüphesiz ki bütün bir vücudumuz heyecanla titrer ve o zamana kadar hiç yaşamadığımız duygularla karşılaşırız. Tabi ki güzel ve yerinde duygulardır bunlar!. Ancak Resulullah (s.a.v.)'in huzuruna değil hem Efendimiz (s.a.v.)'i ve hem de bütün alemleri yaratan (c.c.)'ın huzuruna girmek, verdiğimiz örneğin çok fevkinde bir hadisedir. Nitekim bunun idrakinde olan Hz. Ali fr.a.), vücuduna saplanan ve kendisine oldukça acı veren bir okun, kendisi namaza durduğu zaman çıkarılmasını istemiş ve namazdayken okun çıkarıldığını hissetmemiştir.Namaza durdukları zaman saçlarına veya takkelerine sinek konsa bunu hisseden insanların, Hz. Ali (r.a.)'ın yaşadığı hali anlıyabilmeleri tabi ki mümkün değildir. Bu insanların anlayışına göre. vücudun herhangi bir yerindeki acıyı hissetmemek için, o bölgenin ilaçla veya morfinle uyuşturulması gerekmektedir. Peki namazdayken okun acısını hissetmeyen Hz. Ali (r.a.), namazda iken uyuşmuş muydu? Elbetteki hayır!. Okun acısını hissettirmeyen gerçek uyuşmak veya uyuşukluk değil, 'ın huzurunda durmanın verdiği haşyet ve huşudur. Hz. Ali (r.a.)'ın namazda duyduğu huşu, başka bir şeyi duymasına, duyumsamasına fırsat vermeyecek kadar anlamlı ve görkemliydi.Meseleye açıklık kazandırmak için günümüz insanlarının anlıyabileceği bir örnek vermemiz gerekirse, sıkılarak da olsa şu örneği verebiliriz. Mesela vücudunun herhangi bir yerinde acı duyan bir insana “Sana falancadan şu kadar miras kaldı” deseniz, acısının o an kesildiğini ve vücudunun sevinçle titrediğini hisseder. Çünkü tüm ilgisini miras haberine yönelttiğinden, ilgi yöneltmediği acıyı hissedebilmesi mümkün değildir. İşte namazlarını gereği gibi kılan ve namazlarında huşu duyan müminler de, tüm ilgilerini Rabb'a yönelten ve bu ilginin görkemini teneffüs eden müminlerdir. Bunlar namaz kılarken dünya işlerini değil, dünya işlerini yaparlarken namazı düşünen müminlerdir. Dosdoğru namaz kılan ve böylesi namazlarla doğrulan, dosdoğru olan müminlerdir. Nitekim bizlere merhametli ve şefkatli olan, bizlerin arınmasını, bizlerin doğrulmasını dileyen rahmet peygamberi Efendimiz (s.a.v.) des aşağıdaki kısacık ifade ile bizleri çok büyük ve anlamlı olan böylesi görkemli bir eyleme davet etmektedir. “Namazınızı vaktinde ve sürekli olarak dosdoğru kılın ve namazınızı koruyun..”
|
||||||||||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||||||||||
|
|
|
||||||||||||||||||||||||
| Bu mesajı için ender_hafızım adlı üyeye 2 kullanıcı dua etmiştir. | BeTy (08.02.2010), Seyyah Acem (08.02.2010) |
ender_hafızım Tarafından Açılmış Son 5 Konu
|
|||||
| Konu | Forum | Son Cevaplayan | Cevaplar | Okunma | Son Mesaj |
|
|
Ezgi - İlahi | ender_hafızım | 0 | 2 | 06.09.2010 15:53 |
|
|
Fon Müzikleri | ender_hafızım | 0 | 8 | 06.09.2010 04:10 |
|
|
Fon Müzikleri | snowbors | 1 | 21 | 04.09.2010 18:19 |
|
|
Ezgi - İlahi | ender_hafızım | 0 | 26 | 30.08.2010 19:54 |
|
|
Ezgi - İlahi | Zem_Zem | 4 | 150 | 28.08.2010 18:28 |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| gözümüzün, namaz, nuru |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
| Google Reklam |
| sor-bul.com | | | |